MYK Üyelerimiz Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik İle Görüştü
23 Ekim 2007 tarihinde Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Eğitim Sen Genel Basın Yayın Sekreteri Sayım Gütekin ve Eğitim Sen Kadın Sekreteri Elif Akgül Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile TBMM’de bir görüşme yapmıştır. Eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarını görüşmek üzere Sürgünler, Disiplin Soruşturmaları ve Memurluktan el çektirme, Ek ders ücretleri, Yönetici Atama Yönetmeliği ve kadrolaşma, Kadın Eğitim emekçisi arkadaşlarımızın süt izni, Sözleşmeli öğretmenlik ve geçici öğreticilik, Meslek liselerindeki sorunlar, Okullarda yaşanan şiddet, Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması, Farklı Kamu Kurumları okullarının MEB’e devrine ilişkin, Rehber öğretmenler ve İLSİS konularında görüşme gerçekleşmiştir.
Bakana 24.10.2007 tarihinde verdiğimiz yazı;
Sayı : 2007/000/
Konu : Taleplerimiz hk.
Sayın Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK
Milli Eğitim Bakanı
ANKARA
Sendikamız eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarının çözülmesini dönem dönem Milli Eğitim Bakanlığı’ndan talep edilmiş, bu durum pek çok kez sözlü ve yazılı olarak, Bakanlık ve kamuoyunun bilgilerine sunulmuştur.
Eğitimin ve eğitim alanında çalışanların sorunlarına gösterilen ilgi, bugüne kadar olduğu gibi kalırsa, Türkiye’de eğitimin ve eğitim emekçilerinin geleceğimizi karartacak gelişmelerin önlenmesi daha zor olacaktır. Ne yazık ki, bugüne kadar eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarına yönelik olarak ortaya koyduğumuz makul taleplerimizin karşılanması yönünde yeterince adım atılmamıştır.
Eğitimin en temel insan hakkı olduğu gerçeğinden hareketle, herkese eşit, parasız ve nitelikli eğitim hizmeti sunulabilmesi, eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunların çözülmesi için belirlemiş olduğumuz temel taleplerimizi dikkate almanızı ve sorunların çözümü noktasında yapıcı ve kalıcı adımlar atmanızı, tüm eğitim ve bilim emekçileri adına istiyoruz.
Saygılarımla,
Alaaddin DİNÇER
Genel Başkan
23 Ekim 2007 Tarihinde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik İle Yapılan Görüşmede Gündeme Alınan Konular ve Sayın Bakanın Cevapları

Görüşülen Konular:
1- Sürgünler, Disiplin Soruşturmaları ve Memurluktan el çektirme,
2- Ek ders ücretleri,
3- Yönetici Atama Yönetmeliği ve kadrolaşma,
4- Kadın Eğitim emekçisi arkadaşlarımızın süt izni,
5- Sözleşmeli öğretmenlik ve geçici öğreticilik,
6- Meslek liselerindeki sorunlar,
7- Okullarda yaşanan şiddet,
8- Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması,
9- Farklı Kamu Kurumları okullarının MEB’e devrine ilişkin,
10- Rehber öğretmenler,
11- İLSİS . . .
Yukarda belirttiğimiz temel konular başta olmak üzere Genel Başkanımız Alaaddin Dinçer’in geniş açıklaması ve sorunların çözümüne yönelik talebine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik;
- Başta Sürgün, Disiplin Soruşturmasına maruz kalan üye ve yöneticilerimizle ilgili kapsamlı araştırma yapacağını ve arkadaşların haksız yere mağdur edilmesine izin vermeyeceğini, dosyaların yeniden incelenip, değerlendirileceğini söylemiştir.
- Yeni atanacak öğretmenlerin kadrolu olarak atanması talebine yönelik olarak Bakan, Ağustos’ta ataması yapılması gereken 10 bin öğretmen adayının Aralık 2007’de sözleşmeli olarak atanacağını, 2008 Şubat atama döneminde ise 25 bin kadrolu öğretmen atanması talebimize karşılık, kendilerinin de bu atama sayısına ve atamaların kadrolu yapılmasına sıcak baktıklarını değerlendireceklerini, ayrıca sözleşmeli öğretmen uygulamasının eğitim bütçesindeki yetersizliklerden, Maliye Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığının personel istihdamına yönelik politikasından kaynaklandığını ifade etmiştir.
- Ek dersler ve süt izni kullanımında yaşanan sorunlar ile İLSİS kayıtlarının sendikaya verilmesine yönelik istemimize karşılık Bakan, Personel Genel Müdürlüğü Başkanlığında 3 büyük sendikanın temsili katılımı ile hemen bir komisyon oluşturulacağını, yaşanan sorunlara ilişkin çalışma yapılarak en kısa sürede çözümler üretileceğini ifade etmişlerdir.
- Okullarda şiddet konusuna yönelik ise Bakan, kendilerinin okul içinde sivil ya da resmi güvenlik görevlisi görevlendirilmesine yönelik bir kararlarının olmadığını, okul çevresinde güvenlik önlemi alma yönünde kararların İçişleri Bakanlığı ile bu konuda imzalanan protokolü tarafımıza vereceklerini sözlerine eklemiştir.
- Ayrıca son günlerde ülkemizde cerayan eden çatışmalı ortama ilişkin öğrencilerin okul kıyafetleriyle eylem ve gösterilere katılmasının yanlış olduğunu, bu katılımın önlenmesi için 24.10.2007 günü Valiliklere genelge göndereceğini,
- Meslek liselerine ilişkin sorunlara yönelik Müsteşarla Sendikamızın görüşüp sorunun çözümüne yönelik çalışma yapılmasını ifade etmiştir.
Not: Mesleki Teknik Eğitimle ilgili Müsteşar Vekili Salih Çelik’le konuya ilişkin görüşme 24.10.2007 saat 17:00’de gerçekleştirilecektir.
Sürgünler, Disiplin Soruşturmaları ve Memurluğuna Son Verilenler
Milli Eğitim Bakanlığının, gerek geçmiş siyasal iktidar dönemlerinde ve gerekse AKP iktidarı döneminde de uygulanmasına devam edilen bir anlayışına burada değinmek gerekmektedir. Bu uygulama, yer değiştirme adı altında eğitim emekçilerinin sürülmesidir. Bazı illerde (Tunceli ve Şanlıurfa) şube yöneticilerimizin neredeyse tamamı birden sürülmüştür. Eğitim emekçilerinin içinde bulunduğu ekonomik, demokratik ve sosyal hakları ile ilgili sorunlarının çözümü yerine, bu sorunları dile getiren sendika üye ve yöneticilerinin yer değiştirme adı altında sürülmeleri, disiplin cezası ile cezalandırılmaları ve hatta görevlerine son verilmesi kabul edilemez. Bakanlığınızın bu tutumu EĞİTİM SEN ve EĞİTİM SEN yöneticilerinin açıkça hedef alındığını, aynı zamanda bakanlığınızın demokratik yönetim anlayışından uzak olduğunu göstermektedir.
EĞİTİM SEN Iğdır il temsilcisi Ayhan KURTULAN hakkında neredeyse katıldığı her sendikal etkinlik sonrası disiplin soruşturması başlatılmış, temsilcimiz, değişik tarihlerde disiplin cezalarıyla cezalandırılmıştır. Son olarak aldığı disiplin cezaları gerekçe gösterilerek, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Ayhan KURTULAN’ın devlet memurluğundan çıkarılmasının tek nedeni katıldığı sendikal etkinliklerdir. Katıldığı sendikal etkinlikler gerekçe gösterilerek, Ayhan KURTULAN’ın devlet memurluğundan çıkarılmasının demokratik toplum ve örgütlenme özgürlüğüyle bağdaştırılması olanaksızdır.
Yine EĞİTİM SEN Mardin ili Kızıltepe ilçe temsilcisi iken Çankırı ili Ilgaz ilçesine sürülen M. Nurullah TUNÇ, çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle ona refakat ettiği ve buna ilişkin belgeleri sunduğu halde hakkında disiplin soruşturması başlatılmış, özürsüz olarak göreve gelmediği savıyla Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla devlet memurluğundan çıkarılmıştır.
8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olması nedeniyle Kars Şubemizce bir etkinlik gerçekleştirilmiş, şube kadın sekreterimizin okuduğu açıklama gerekçe gösterilerek yönetim kurulu üyelerimiz hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma sonucunda şube kadın sekreterimiz Hülya ÖZÇAĞIN kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmış, ayrıca yer değiştirme adı altında Konya ili Taşkent ilçesine sürülmüştür. Aynı etkinlik gerekçe gösterilerek, şube başkanı Tuncer UÇAR ve şube sekreterimiz Ahmet ADIGÜZEL hakkında başlatılan disiplin soruşturması da sürmektedir.
Tunceli Şube başkanımız M. Hanifi BEKMEZCİ’nin isteği dışında görev yeri değiştirilmiş, Kütahya iline sürülmüştür. Şube başkanımız daha önce de Kütahya iline sürülmüş ve bu karar bakanlığınızca geri alındığı halde, ısrarlı girişimler üzerine ikinci kez ve yine aynı ile sürülmüştür. Hiç kuşku yok ki şube başkanımız, yürüttüğü sendikal çalışmalardan rahatsız olanların girişimiyle sürülmüştür.
Yine Bursa Şube başkanımız Kemalettin YILDIZ’ın görev yerinin değiştirilmesi amacıyla, hakkında onlarca soruşturma başlatılmış, bu soruşturmalar gerekçe gösterilerek şube başkanımız il içinde sürülmüştür.
İstanbul ilinde de çok sayıda üye ve yöneticimiz yakın zamanda benzeri baskılarla karşılaşmıştır. Aralarında şube yöneticisi ve işyeri temsilcilerimizin de olduğu (51) üyemizin disiplin soruşturması sonucu görev yeri değiştirilmiş, sürülmüştür. Ayrıca genel merkez yönetim kurulunca alınan karar gereği katıldıkları sendikal eylem ve etkinlik nedeniyle, yalnızca Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce (6) üyemize disiplin cezası verilmiştir.
Kuşkusuz bakanlığınız döneminde, görev yeri değişikliği adı altında sürülen, görevine son verilen ve disiplin cezasıyla cezalandırılan üyelerimiz bununla sınırlı değildir.
Ek Ders Ücretleri
Değişik Adlar Altında İlave Ödemesi Bulunmayan Memurlara ve Sözleşmeli Personele Ek Ödeme Yapılması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile öğretmenlerin aldığı ek ders ücretleri eylemli olarak düşürülmüştür. Şöyle ki;
657 sayılı Devlet Memurları Yasasının Ders ve konferans ücretleri başlıklı 176. maddesi uyarınca alanlarında yüksek lisans yapan öğretmenlere ek ders ücretleri % 25, doktora yapan öğretmenlere de ek ders ücretleri % 40 fazlasıyla ödenmektedir. Yasa ile yüksek lisans ve doktora yapmış olan öğretmenlerin bu hakları ellerinden alınmıştır.
Yasa ile 439 sayılı Yasanın Ek 1. maddesinin son fıkrası değiştirilmiştir. Yapılan değişiklikle öğretmenlerin hazırlık ve plan çalışmaları karşılığında aldıkları ek ders ücretleri haftada üç saati geçmemek üzere, her 10 saat için 1 saate düşürülmüştür. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslar uyarınca örneğin Anadolu ve fen liselerinin dersleri yabancı dille okutan öğretmenleri ders dışı hazırlık ve planlama görevi karşılığında her 2 saat için 1 saat ek ders ücreti almaktadır.
Yine Yasa ile 439 sayılı Yasanın Ek 1. maddesine bir fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkra uyarınca "Yarıyıl ve yaz tatillerinde yapılan ders görevleri, ders görevinin yapılmış sayılacağı haller ile yüz yüze yapılan ders görevleri dışındaki ek ders görevleri hariç, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında aylık karşılığı ders görevini doldurmayanlara ek ders ücreti” ödenmeyecektir. Böylece köy okulları başta olmak üzere, aylık karşılığı ders saatini doldurmadığı için çok sayıda öğretmen, ek ders ücreti alamadığı için görev yaptığı okulda derse girmeyecek, bakanlık dışarıdan ücretle hizmet satın alacaktır. Yine aylık karşılığı ders görevini doldurmadığı için, atölyelerde yapılan görev karşılığında meslek dersi öğretmenleri ek ders ücreti alamayacaktır.
Yasa uyarınca ÖSYM tarafından yapılan merkezi sınavlarda adaydan ayrıca başvuru/tercih hizmeti bedeli alınacak, bu bedelin yarısı okul veya kurum müdürlüklerince başvuru ve tercih hizmetlerinde görevlendirilen personele verilecektir. Görevlendirme okul ve kurum müdürlüklerince yerine getirileceğinden, yönetimlerin öğretmenler arasında ayrımcı tutumlar takınmalarına da olanak vermektedir. Okul müdürü böylece istediği personele görev verecek, istemediğine de görev vermeyecektir.
16.12.2006 günlü Resmi Gazetede Esasların yayımlanmasından epeyce bir süre sonra Bakanlığınızca, esaslara açıklık getirildiği savıyla 27.02.2007 günü 2007/19 sayılı genelge yayımlanmıştır. 2007/19 sayılı Genelgenin 16. maddesi ile Esasların 23. maddesine atıfta bulunularak;
“Buna göre, yalnızca Kararın 10, 14 ve 21’inci maddelerinde belirtilen görevlilerin ek ders saati sayıları haftanın çalışma günlerine eşit olarak dağıtılacak, bunun dışında kalanların ek ders saati sayıları, öncelikle aylık karşılığı kısmı değerlendirilmek üzere o hafta okuttukları derslerin tamamı üzerinden belirlenecektir.
Şöyle ki; sınıf öğretmenliği alan öğretmenleri de dahil olmak üzere, öğretmenlerin hafta içinde okuttukları dersler aylık karşılığı ders görevini doldurdukları saate kadar aylık karşılığı olarak değerlendirilecek, bunun üzerine okuttukları dersler ise ek ders ücreti karşılığında değerlendirilecektir” açıklaması getirilmiştir. 2007/19 sayılı genelgenin 16/2. maddesi ile bu durumdakilerin ücretli ek ders saatleri haftanın günlerine eşit dağıtılacak, hangi saatlerinin ders ücreti ile karşılanacağı önceden belli edilecek, bilfiil derse giren öğretmenlerin ücretli ders saatleri ise önceden belli edilmeyecektir. Bu uygulamanın doğal bir sonucu olarak öğretmenler herhangi bir nedenle okula gelemedikleri bir günde, örneğin mazeret izni aldıklarında, hasta sevk kağıdı aldıklarında ya da raporlu olduklarında, o gün ücretli derslerinin olup olmadığına bakılmaksızın, öğretmenin o günkü tüm ders saatleri öğretmenin ücretli dersiymiş gibi değerlendirilerek – o günkü ders saati sayısının tümü kadar ders ücretleri kesilerek, diğerlerinin ise o güne rastlayanı kadar ücretli ders saati karşılığı- önceden belirlenmiş olan ders ücreti kesilecektir. Kısaca bir öğretmen bir derse gelmezse 6 saat ders ücreti kesilecek, bir yönetici bir gün göreve gelmezse 3 saat ek ders ücreti kesilebilecektir.
Esasların 23. maddesinde hiçbir değişiklik yapılmadığı ve Esaslar aynı biçimde yürürlükte olduğu halde, Bakanlığınızca 27.07.2007 günü tüm il valiliklerine 49720 sayılı yazı gönderilmiş, yapılan yanlışlık kısmen de olsa düzeltmiştir. Dolayısıyla, ek ders ücretlerinin bu biçimde ödenmesinin gerekçesi Esaslar olamaz. Esasların 23. maddesi yürürlükte olduğu ve değiştirilmediği halde, Bakanlığınızca aynı konuda iki farklı genelge yayımlanmıştır. Her iki genelge de Esaslara açıklık getirildiği savıyla yayımlanmıştır. Aksaklık Esaslardan değil, bakanlığınızın Esaslara açıklık getirildiği savıyla yayımladığı genelgelerden kaynaklanmaktadır.
27.07.2007 günlü genelge ek ders ücretleriyle ilgili sorunları çözememiştir. Genelgenin (2) numaralı paragrafında şu açıklamalara yer verilmiştir;
“… bir ayda dört günü geçmemek üzere ayakta görülen tedavi nedeniyle ders görevlerini yerine getiremeyenler, yine bu günlerde üzerlerinde bulunan aylık karşılığı ders, varsa ek ders, ders niteliğinde yönetim ve hazırlık ve planlama görevlerini yapmış sayılacaklardır. Ayakta görülen tedavinin bir ayda dört günü geçmesi halinde ise, dört günden fazla olan günler için ders ve ek ders görevi yapılmış sayılmayacaktır.
Diğer taraftan, yatarak görülen tedaviler raporlu olarak değerlendirildiğinden, yatarak görülen tedavi günleri bu dört günün içinde değerlendirilmeyecek, dolayısıyla yatarak görülen tedavi günleri için de ders ve ek ders görevi yapılmış sayılmayacaktır”
Bu düzenleme, hastalandıkları için öğretmenlerin ayrıca cezalandırmaları anlamına gelmektedir.
Surunun çözümü amacıyla sendikaların da içinde yer aldığı bir komisyon kurulmalı her iki genelge gözden geçirilmeli ve ek ders ücretlerinin kısıtlanması amacı taşıyan bu genelgeler ya yürürlükten kaldırılmalı ya da yeniden düzenlenmelidir.
Ek derslerle ilgili yaşadığımız bir diğer sorun, 4688 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca haftanın bir günü izinli olan şube yöneticilerimizin ek ders ücretlerinin kesilmesidir. Bu nedenle yöneticilerimizin bir kısmı sendikal izinlerini kullanmamakta, sendikal çalışmalarını aksatmaktadır. Doğrusu bu, dolaylı da olsa örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayıcı bir tutumdur.
Yönetici Atama Yönetmeliği ve Kadrolaşma
13 Nisan 2007 gün ve 26492 sayılı Resmi Gazete’de Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama Yönetmeliği yayımlanmış, 11 Ocak 2004 gün ve 25343 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin bazı hükümlerinin iptali için sendikamızca 16.04.2007 günü Danıştay nezdinde dava açılmıştır. Sendikamız, sözü edilen yönetici atama yönetmeliği ile yapılan atamaları cumhuriyet tarihimizin en büyük kadrolaşma hareketlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Yönetmeliğin yayımlandığı gün ayrıca Personel Genel Müdürlüğü tarafından, 13.04.2007 gün ve 2007/32 sayılı genelge yayımlanmıştır. Genelgenin son (9 numaralı) paragrafında, “yönetici atama işlemlerinin en kısa sürede başlatılarak sonuçlandırılması” istenmektedir. Yeni yönetmelik uyarınca ülke çapında (basına yansıyan rakamlara göre yirmi bine yakın eğitim kurumu) binlerce eğitim kurumuna yönetici atanmış veya atama yapılması için ilgili makamlara öneri sunulmuştur.
Danıştay 2. Dairesi EĞİTİM SEN ile birlikte yönetmeliğin iptali için üç sendikanın açtığı davalarda, 30 Nisan 2006 günü verdiği kararla, yönetmeliğin atamaya ilişkin hükümleri hakkında yürütmenin durdurulması kararı vermiştir. Karar 9 Mayıs 2007 günü sendikamıza, ayrıca memur eliyle aynı gün Bakanlığa tebliğ edilmiştir.
Danıştay 2. Dairsinin kararında, daha önce yürürlükte olan yönetici atama yönetmelikleri hakkında verilen kararlara atıfta bulunulmuş, yürürlüğü durdurulan yönetmeliğin, Danıştay 2. Dairesinin daha önce verdiği kararların özünde yatan amaca uygun olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca yeni yönetmeliğin;
. Atama işlemlerini gerçekleştirecek yönetimlere, takdir yetkisini kullanırken hiçbir ölçüte bağlı tutulmayacak şekilde serbestlik tanıyan bir yaklaşım sergilendiği,
. Bu serbestliğin, nesnelliği ortadan kaldırıcı, dolayısıyla subjektif değerlendirmelerin oluşabilmesine yol açıcı etkilerinin olduğu,
. Yönetici görevine aday olmak isteyen kamu görevlilerinin haberdar edilmesini sağlayacak bir sistem öngörülmediği,
. Değerlendirmelerin, kariyer liyakat, sınav ve benzeri objektif ölçütlere göre gerçekleştirilmesini içeren kuralların olmadığı,
. Yönetmeliğin, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından olumlu katkısının ne olduğu belirsiz olan ölçütlerden meydana geldiği belirtilmektedir.
Yönetici atama yönetmeliğinin, sınav gibi objektif ölçütlere göre atama yapılmasını sağlayacak hükümler içermediği, yönetici olarak atanmak isteyenlere duyuru yapılmasını gerekli görmediği, yönetimlere, kurum yöneticisi atama konusunda neredeyse sınırsız serbestlik tanıdığı, bu serbestliğin nesnelliği ortadan kaldırdığı yargı kararıyla ortaya konulmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı yargı kararını göz önünde bulundurarak yaptığı atamaları geri alması gerekirken almamıştır.
Danıştay’ın verdiği bu karardan sonra sendikamızca Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurulmuş, ülke çapında yapılan atamaların tamamının geri alınması istenmişti. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı atamaları geri almamış, 17 Mayıs 2007 günü verdiği yanıtla da atamaları geri almayacağını belirtmiştir. Verilen yanıt üzerine, yönetici atamalarının geri alınması için yaptığımız başvurunun reddedilmesi ilişkin işlemin iptali için sendikamızca dava açılmıştır.
Danıştay 2. Dairesi 27.08.2007 günü verdiği kararla “yönetmeliğin yürürlüğü durdurulan hükümleri uyarınca gerçekleştirilen atama işlemlerinin geri alınması için yaptığımız başvurunun reddedilmesine ilişkin işlemin YÜRÜTMESİNİ DURDURMUŞTUR”. Karar 11 Eylül 2007 günü sendikamıza tebliğ edilmiştir. Bakanlığınızca, yapılan atamaların hepsi geri alınmak zorundadır. Danıştay 2. Dairesinin 27.08.2007 günü verdiği karardan sonra yayımlanan genelge sonrasında atamaların iptal edildiği ancak aynı kişilerin görevlendirme yoluyla yöneticiliğe devam ettiği öğrenilmiştir. Bu bilgi doğru ise, kamuoyu, bakanlığınızın yargı kararını uygulamamak konusunda kararlı bir tutum sergilediğini düşünecek, ceza yargılamalarının yolu açılacaktır
Eğitim Emekçisi Kadınların Süt İzni Mağduriyeti
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu memurlara bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilmesini öngörmektedir. Yasada yapılan değişikliğe göre süt izninin kullanılması annenin saat seçme hakkı bulunmaktadır.
Devlet Personel Başkanlığı da “Devlet memurlarına Doğum Sebebiyle Verilecek İzinler Hakkında 2004/3 numaralı Tebliğinin 2. sayfasında “süt izni” başlığı altındaki açıklamasında “… çocuğu henüz bir yaşandan küçük olan memurun, … bir buçuk saatlik süt izninden yararlandırılması ve anneye … saat seçim hakkı tanınması gerekmektedir” demektedir. Her iki düzenlemede de annenin seçim hakkının kısıtlanabileceğine dair en küçük bir ibare yer almamaktadır. Dolayısıyla bu emredici düzenlemelerden annenin hiçbir koşula bağlı olmaksızın süt izni hakkından yararlanması gerektiği ve bu hakkın hiçbir gerekçeyle kısıtlanamayacağı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken Milli Eğitim Bakanlığının süt izninin kullanımını düzenleyen genelgesi kadın emekçilerin bu haklarını kullanmalarını engellemektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün yayımladığı 27.12.2004 günlü ve 4523/93570 sayılı süt izni konulu Genelge, eğitim işkolunda çalışan kadınlar açısından önemli sıkıntılara yol açmaktadır. Genelgede yer alan “eğitim ve öğretim faaliyetlerinin aksatılmadan yürütülmesi kaydıyla” ibaresi ile altıncı paragrafında yer alan “Bu itibarla eğitim ve öğretimin aksatılmadan öğretmen-yönetim işbirliği içinde yapılması gerekmektedir” ibaresi, kadın emekçilerin süt izni hakkından yararlanmaları önünde engel haline getirilmektedir. Bu durum özellikle sınıf öğretmenleri ile rehber öğretmenler açısından mağduriyete yol açmaktadır.
Sözleşmeli Öğretmenlik ve Geçici Öğreticilik
Anayasanın 128. maddesinde;
“Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilmiştir.
Eğitim ve öğretim hizmetinin geçici olmadığı, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler arasında yer aldığı açıktır. Dolayısıyla eğitim ve öğretim hizmeti veren öğretmenlerin, Devlet Memurları Yasasının 4/C maddesi kapsamında ve geçici olarak veya 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli olarak çalıştırılmaları, Anayasanın 128. maddesine açıkça aykırıdır.
657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 4/C maddesinde “Geçici”, 4/B maddesinde de “Sözleşmeli personel” tanımlanmıştır. Yasanın 4/C maddesi uyarınca geçici öğretmen alınmasına son verilmiş olsa da, bakanlıkça düzenli olarak sözleşmeli öğretmen atanmaktadır. Oysa Yasanın 4/B maddesi, “Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere mahsus olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde” sözleşmeli personel çalıştırılabilecektir. Oysa öğretmenler eliyle sunulan eğitim hizmeti, yukarıda da dile getirildiği gibi, geçici bir iş olarak tanımlanamaz. Öğretmenlerin, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumlarda sürekli görevleri yerine getirdiği açıktır.
Öğretmen gereksiniminin, sözleşmeli öğretmen yerine kadrolu öğretmenlerle karşılanması eğitim bilimine de uygundur.
İLSİS İle İlgili Taleplerimiz
ÜYENİN
Adı:
Soyadı:
Baba Adı:
T.C. Kimlik No:
Doğum Tarihi:
Doğum Yeri:
Görev Yaptığı İl:
Görev Yaptığı İlçe:
Görev Yaptığı Kurum/İşyeri/Okul:
İLSİS sisteminin yeniden açılmasını talep ediyoruz. Bunun için bize (sendikamıza);
- Kimlik bilgilerinin görünmesi
- Çalışma yaşamı ile ilgili bilgilerin (çalıştığı il, ilçe, işyeri, okul) görünmesi
- Mesleki bilgilerinin görünmesi (kadro, derece)
Bilgilerini görebilmemiz üye takibimiz için yeterlidir.
Meslek Liseleri Sorunlarla Boğuşuyor
Mesleki ve teknik eğitim pratiğimize baktığımızda mevcut okullarımızın teknolojik donanımlarının çok yetersiz, güncellikten çok uzak ve fiziki koşullarının uygunsuz olduğu görülmektedir. Aynı durum uygulanan müfredat ve öğretmen istihdamı ve yetiştirilmesi açısından da geçerlidir. Öğretmen yetiştiren mesleki ve teknik eğitim fakülteleri de güncel ve nitelikli eğitim koşullarından çok uzaktır.
Mesleki ve teknik eğitim sadece bilgi ve beceri kazandırma süreci değildir. Günümüz insanının çok yönlü kuşatılmışlığı içinde, birbirleriyle, iş alanlarıyla ve devletle ilişkilerinde kendilerini koruyup geliştirebilecekleri yetkinlikte yetiştirilmesi çok önemlidir. İnsanlar sadece makine kullanan, hizmet eden mekanik canlılar değildir. Eğitim anlayışı ve ortamı, bireyin kendi ilgileri doğrultusunda yaşamasına destek olacak bir özellik taşımalıdır.
Örgün ortaöğretim düzeyinde gerçekleşen meslek eğitimi, ağırlığını işyerlerinde gerçekleştirilen uygulamaların öğrenilmesine kaydırmıştır. Yine mesleki eğitim kurumlarında, geniş tabanlı bir mesleki-teknik eğitim yerine dar kapsamlı “iş eğitimi”yle işgücü yetiştiren, ancak istihdamı konusunda en küçük bir garanti ya da destek sunamayan bir süreç gerçekleştirilmiştir. Bu da, örgün mesleki eğitimden beklenen gerek toplumsal-ekonomik rolün (ekonominin becerili insangücü gereksinmesini karşılama ve kaynakları insanların ihtiyaçları kadar kullanma) gerekse bireysel – ekonomik rolün (yüksek istihdam olasılığı, insanca yaşayacak ücret) yerine getirilemediğini göstermektedir.
Örgün eğitim kurumlarında gerçekleştirilecek mesleki eğitimin sınırlılıkları ve sorunları dışında, demokratik toplumda eğitime yüklenen anlam ve beklentiler de mesleki eğitimi de içerecek şekilde genişletilmelidir.
Meslek eğitimi sisteminde bir reform gereği üzerinde de sıkça durulmakta ve bu gereklilik farklı sosyal, siyasal ve ekonomik kesimlerce dile getirilmektedir. Ancak, bütün bu tartışmaların odak noktası öncelikle ekonomik gereksinmeler ve teknolojik değişme olmaktadır. Eğitim hakkı kavramı ve nitelikli eğitim almanın herkesin hakkı olması gerektiği yönündeki bir düşünce ise çok az bir kesimce dile getirilmektedir.
Dünyadaki ve ülkemizdeki ekonomik teknolojik değişmelerin herkes için eşit, adil ve nitelikli bir kamusal eğitimi engellemesine izin vermeyecek yönde olması sağlanmalıdır.
Mesleki-teknik eğitim ve genel eğitimi birlikte ele almayı sağlayacak olanakların yolu açılmalıdır. Mesleki eğitimin toplum ve birey üzerindeki etkileri, bireyin kişisel gelişimi, toplumun demokratik gelişimi ve üretim yeteneklerinin geliştirilmesi boyutlarının bir etkisi olarak ele alınmalıdır. Bu çerçevede mesleki eğitim kendi başına teknik uzmanlık ile tasarlanabilen ve gözlenebilen bir eğitim türü olmaktan çok birey, toplum ve ekonomik yapı ilişkileri içinde ele alınacak ve değerlendirilebilecek bütünlüklü bir eğitim olarak kabul edilmelidir.
21. yüzyıl, insanlığın bilimde, teknolojide çok hızlı bir değişim ve gelişme içine girdiği ve buna paralel olarak her alanda bir “yeniden yapılandırma” ihtiyacı duyduğu bir süreçtir. Bu gelişme en başta eğitim kurumlarını etkilemektedir. Bugün birçok geleneksel meslek yapısında değişim yaşanmakta hatta ortadan kalkan birçok meslek bulunmaktadır. Hiçbir meslek de öğrenildiği özelliklerde devam etmemektedir. Öğrenme kaynakları çeşitlenmekte ve okullarla sınırlı kalmamaktadır. Diğer yandan insanların yaşamları boyunca mesleklerini birkaç kez değiştirebildikleri görülmektedir. Dünyada mesleki ve teknik eğitim ortaöğretim çağında verilmesine rağmen son yıllarda bu anlayıştan vazgeçme eğilimi ağırlık kazanmaktadır. Bu kapsamda yaşam boyu eğitim, ortaöğretim sonrası eğitim düzeyi meslek edinme ve edinilen mesleki bilgi becerileri geliştirme/yenileme alanı olmalıdır.
Eğitimde bütüncül, eşitlikçi ve herkes için nitelikli eğitimi öngören yapılanmanın gerçekleştirilmesine paralel olarak, Milli Eğitim Bakanlığı örgütünün de, cinsiyetçi, mesleki-genel ayrımı yapan yapısı ortadan kaldırılmalıdır. Bunun yerine, eğitim hakkını temel alan, ayrımcılık içermeyen bir örgüt yapılanmasına gidilmelidir.
Okullarda Yaşanan Şiddet Olayları
Toplumsal-ekonomik olumsuzlukların ve gelir adaletsizliğinin bu denli derinleştiği ülkemizde, okullarda yaşanan şiddet, eğitim alanının en önemli sorunları arasında yer alıyor.
Eğitim sisteminin tüm bileşenleri okullarda yaşanan şiddet olaylarından etkileniyor. Bu çemberi zorlayan, olumsuzluğu en aza indirmeye çalışan az sayıda eğitim yöneticisi ve öğretmen ile birlikte eğitimde yaşanan şiddet ortamını eğitim biliminin sınırları içinde çözmek gerekmektedir. Eğitim Sen olarak, bilim insanları ile birlikte yaptığımız tüm çalışmalarda ortaya çıkan sonuç, şiddetin ortaya çıkardığı sonuçları ancak şiddeti doğuran nedenleri ortadan kaldırmak olduğu ortaya çıkmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan “güvenlik protokolü” başlı başına bir skandaldır. Şiddet, sosyo-ekonomik nedenlerin ortaya çıkardığı bir olgudur. Eğitimde sosyal ve ekonomik nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir sorunu sadece “güvenlik sorunu” olarak algılamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kadar “dar” bir bakış açısına sahip olmasını, Türkiye ve eğitim sistemimiz açısından büyük bir talihsizlik olarak değerlendirmek gerekir.
Şiddetin uygulandığı ve doğal karşılandığı toplumlar henüz insanlaşma ya da uygarlaşma evrelerini tamamlamamış toplumlardır. Şiddet, ilkel ve insanlık dışı bir uygulamadır. Hiçbir gerekçe ve dayanak şiddeti haklı ve meşru kılmaz. Ama sorunun çözümünü, toplumsal olaylarda sık sık uyguladığı şiddet ile gündeme gelen polislere bırakmanın pedagojik açıdan sakıncaları saymakla bitmez.
Eğitimi bir terbiye aracı olarak değil, bilim olarak algılamak gerekir. Okullar, bireylerin ideallerine ulaşmalarını sağlayan yardımcı kurumlardır. Ayrıca, bu idealler arasından seçim yapabileceğimiz bir yer olarak düşünülmelidir. Çocuğa vereceğimiz eğitim, kendi kişiliğinin gelişimine saygı duyan, bol seçenekler sunan, bireyin davranışlarını olumlu yönde geliştirmeye açık olan, çocuğu belli kalıplar ve öğrenme modelleri ile sınırlamayan, özgürlükçü bir tarzda olmalıdır.
Her ne sebeple olursa olsun, okullarda sivil polisin görevlendirilmesi, iddia edilenin aksine şiddet olaylarını azaltmayacak, aksine öğrenci, öğretmen ve diğer eğitim emekçileri üzerinde psikolojik, hatta zaman zaman fiili baskı yaratacak sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasındaki “güvenlik protokolü”, ileride olumsuz uygulama ve örnekler yaşanmaması için derhal iptal edilmelidir. Okullarda şiddetin önlenmesi, toplumsal olaylarda önemli bir şiddet kaynağı olan polislerin ve polisiye önlemlerin insafına bırakılmamalıdır.
Türkiye’de okullar büyük, sınıflar kalabalık, bahçeler yetersiz, laboratuarlar yok denecek düzeydedir. Bu koşullar altında öğrencilerin kendini gerçekleştirebileceği olanaklar bulunmamaktadır. Bu altyapı ve fiziki koşulların karşılanmasına yönelik tedbirlerin alınması bile, şiddete yol açan stres kaynaklarını azaltabilir. Bunun yanı sıra okullarda sivil polis görevlendirmek yerine, yeterli sayıda rehberlik ve sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmesi sorunun daha bilimsel ve sağlıklı çözülebilmesini sağlayacaktır.
Okullarımızı kuşatan öğrenci ve öğretmenlerin maruz kaldıkları şiddet olaylarını geleceğe yönelik hem tehdit hem de ciddi bir uyarı olarak değerlendirmek gerekir. Sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa, günü birlik müdahalelerden kaçınılmalı, uzun vadeli eylem planları yapılmalıdır. Okullarda rehberlik hizmetlerinin işletilmesi ve buralardaki yetersiz personel sayılarının giderilmesi gerekmektedir. Gençliği anlama, algılama, sorunlarına çözüm üretebilmek ve bu alandaki yetenekleri açığa çıkarmak için eğitimin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Okul içinde özel güvenlik birimleri veya okullarda “sivil polis” görevlendirerek sorunu kolluk kuvvetleri ile çözmek sorunu başka yerlere havale etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Öğretmenlerin Kariyer Basamaklarına Ayrılması
Bunların başında öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması gerekmektedir. Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılmasının yasal dayanağı 5204 sayılı Yasadır. Yasa;
. Yeterince tartışılmamış, araştırılmamıştır,
. Öğretmenlikteki başarının değerlendirilmesi için kullanılmakta olan araç, yöntem ve ölçütler, başarılı olanlarla olmayanları sağlıklı biçimde ayırmaya elverişli değildir.
. Öğrencilerin yarıştırılması yeterli görülmemiş olmalı ki, “sınav maratonu”na öğretmenler de katılacaklardır
.